‘’BİR KADININ İKİ SEÇENEĞİ VARDIR: Ya Bir Feministtir ya da Bir Mazoşist’’
9 Eylül 2020
Evlilik Aşkı Öldürür mü?
9 Eylül 2020

Psikoloji İnsanı Anlamak Kadar Sığ Değil, Psikolog Olmakta Sizi Anlıyorum Demek Değil

Dil ne söyleyebileceğimizi şekillendirdiği gibi, ne gördüğümüzü ve ne bildiğimizi de şekillendirir. İnsanlar genelde gördükleri ve bildikleri doğrultusunda, istek ve beklentilerini dile getirirler. Bilgi, her zaman içinde bulunduğu toplumsal bağlamdan etkilenir. Zira,bilim kendi başına gelişmez, elma ağacının altına oturmakla başımıza nimet düşmez. Bilgili olmak, çalışkanlıkta yetmez. Bilimin sosyolojisi de önemlidir. Hele ki Türkiye gibi, gelişmekte olan bir ülke de…

Halkın psikoloji üzerine gerçek dışı talepleri de olsa, bu talepler onların ihtiyaçlarıdır, önemli olan onların bu isteğini anlamaktır. Halk ve psikolog ilişkisi, otobüs yolculuklarında bir psikologla karşılaşıldığında, tüm dertleri, sırları hemen anlatacak kadar beklentilerle  dolu bir ilişkidir. Otobüste karşılaşılan psikolog, insanların gözünde bir bilgi kaynağıdır ve uzaktan, içimizi döktüğümüzde fayda sağlayacak, ağrılarımızı, dertlerimizi azaltacak, bizleri rahatlatacak bir kaplıca gibi görünmektedir belki  de…  Fakat bu durum dışarıda ki bir insanla konuşurken böyle değildir. O bir kaplıca değil, sizin denizinizde, sizden farklı olmayan bir elemandır. Toplulukçu kültürler onaylanmayı dışarıdan bekler, bu ihtiyacını psikologların karşılamasını isterler böylece de kendi bireyselliklerinin altını çizmek için, yakaladıkları her yerde psikologları kolay kolay bırakmazlar. Fakat insanların aradıkları onaylanma merkezleri , psikologlar değillerdir. Herkesin referans gruplarına ihtiyacı vardır ve yakın çevremizde bulamadığımız aidiyetleri yeniden inşa etmeye çalışan çok sayıda alan bulunabilir. Fakat satılan bu aidiyetler, ihtiyaçları doğru olarak karşılayamazlar ve suistimal, istismar, kandırmacılık bağlamında insanları tuzaklarına düşerebilirler.

            Psikologlar her ne kadar bireysel sorunlara müdahale etseler de,  mutlaka toplumsal duruma da müdahale ederler. Çünkü kişilere çevresi, ailesi, sosyal ilişkileri, gelenekleri, görenekleri , yaşam öyküleri  gibi  kapsamlı şekilde bakılarak anlamaya çalışılır, bu işlem de onaylanmak değil o kişinin insan olma durumunu ve bu duruma etki eden tüm sebepleri anlamaktır. Toplulukçu kültürde,  bireysel psikolog olmak zor olsa da ihtiyacın bireysel olduğu, her ne kadar kültürel bir toplum olursa olsun, idrak edilmelidir. İnsanlar psikologları, anında değişme, hayatı sıfırlama, analiz, tüm sıkıntıların çözümü, yerine karar  verme gibi her talepte çalacakları bir kapı gibi görürler. Ne yazık ki bu kapıdan bekledikleri, istedikleri şekilde gibi değil de, düşünmedikleri ve bilmedikleri biçimde, bilimsel yöntemler eşliğinde çözümlerle karşılaşacaklarını bilmezler. Bu yüzden de psikoloji bilimi, insanların her istediğinin hemen mümkün olmadığını, bilimdışı beklentilerin ise hiçbir zaman mümkün olmayacağının bilincinde çalışarak, bu doğrultuda insanlara cevap verir. Fakat İnsanlar  gizemli, mucizevi, anlaşılmayan şeylere ilgi duymaktadır.  Bu tür şeylerin doğru olduğunu kanıtlayan ve itibar gördükleri bir kitle oluşturmaya çalışan kişiler de, kuramı gerçeklere uydurmak yerine gerçekleri kurama uyduracak şekilde çarpıtırlar. Böylece hipnoz için, tüm yaşantılarını sıfırlamak için psikologa gelmiş bireyin, psikolog tarafından kırılan umudunu karşılarlar. Bu iki taraf içinde daha pratik, kolay ve caziptir hatta hiç bir bulgu olmaksızın, bol laf yapmak bile yeterli olabilir  sahte psikologculuk için… Bu gözle bakacak olursak, kimsenin psikoloğa ihtiyacı yok diyebiliriz belki de… Çünkü insanlar, kendinde hiçbir anormal davranış olmadığını iddia ederek, kendisini normal  olarak görmek isterler ve beklentilerini başka yerlerde karşılamaya çalışırlar. Oysa psikologlar oyalamak, kandırmak yerine, zihinsel, biyolojik, psikolojik ve davranışsal uyumsuzlukları, yetersizlikleri ve sorunları açıklamaya ve hafifletmeye yönelik araştırmalar yapan, tedavi yöntemleri geliştirerek uygulamaya çalışanlardır. Özellikle klinik psikologların ilgilendikleri sorunlar, gelişim dönemleriyle ilgili kısa süreli gelişimsel krizlerden, depresyon,  şizofreni gibi sorunların tedavisine kadar değişebilmektedir. Bu yüzden psikologlar bilimdışı olan, olması hemen istenilen ya da olması mümkün olmayan bu taleplere cevap veremez. Tam akisine ise cevap verirler. İnsan olma durumunu anlamak, baş etme, çözüm, tedavi ve de terapi süreçleri belli bir zaman dilimi isteyen, bilimsel bir bağlam içinde gerçekleşen ciddi bir çalışma sonucu ulaşılan bir cevaptır.

Bu soruyu psikolojinin en çok karıştığı ve taklit edilmeye çalışıldığı alanlar olarak bölebiliriz. Öncelikle, psikoloji bilimi halk tarafından çok ayrıştırılamamış olup, psikiyatri, pdr, sosyoloji gibi başka mesleklerle sık sık anılmakta, hangisinin tıp olup ilaç yazıldığına göre insanlar tarafından derecelendirilmektedir.

 Özellikle, ‘’Psikolog kimdir, tam olarak ne iş yapar, psikiyatristle farkı nedir?” gibi  sorularla sürekli maruz kalındığı bir gerçek. İlaçsız bilimsel tedaviye karşı, malesef halk yeterince bilgi sahibi olmamakla birlikte, ne gibi imkanların olduğunun farkında olmayabilir. Diğer yandan ise psikoloji gibi görünmeye çalışan, yaşam koçları, reikiciler, astrologlar ve daha bir sürü adını bile duymadığımız aidiyet grupları mevcuttur. Bu alanlarda ki insanlar işlerini düzgün yapabilirler fakat sorun olan, yaptıkları işi, tüm psikolojiye yaymaya çalışmalarıdır. Yeterince kafası diğer bilimsel meslek gruplarıyla karışmış olan halk, bir de bu sahte bilimlerden üreyen alanlarla, iyice neyin ne olduğunu karıştırmaktadır. Ayrıca psikolog yetiştirmek için de, araştırma teknikleri ve gerekli bilgilerde yeterli değildir. En önemli unsuru elimizden kaçırmaktayız, insanımızın bilinçlenmesini geciktirmekteyiz. Bugün insan ve toplumla ilgili her konuda söyleyecek sözü bulunan, sesine kulak verilen bir meslek kitlesi yaratmak için, bu bilinci sağlamak gerekmektedir.

Bu kargaşanın tek nedeni, halkın bilinçsizliği elbette değildir. Akla gelebilecek bir çok mesleğin yasasının olması, kurallarının, sınırlarının belirlenmiş, kimin ne yapması gerektiğinin netleşmiş olması, disiplinlerin ayrışması oldukça önemlidir. Psikologların meslek yasasının olmaması işleri daha çok karıştırmaktadır. Bu belirsizlikle birlikte, halkın yanlış bilgileri, psikoloji  ve psikolog karışıklığını, olduğundan daha kötüye gitmeye ya da en iyi ihtimalle yerinde saydırmaya yeterli bir hal içindedir.

 İşi insanı anlamak olan bir mesleğin uleması, nasıl olur da yaşadığı ülkeye, onun gerçeklerine, sorunlarına bu kadar yabancı kalması anlaşılır gibi değildir… Bir başka sebep ise psikologlar arasında ki, ne yaptığını bilmeyen psikologlardır. Tüm psikologlar, hala psikolojinin ne demek olduğunu, neyi nasıl çalışması gerektiğini, neye hizmet ettiğini, psikolog unvanının gereklerini bilmemekte ve kendi meslektaşlarıyla  bile uzlaşamamaktadır.

Türk halkı kahramanları sever, psikologlar da onların kahramanlarıdır diye düşünebilirler. Fakat öncelikle psikologun,  ‘‘herkes gibi bir insan‘’ olduğu kavranmalıdır. Çünkü psikologların tedavi ve terapi uygulamak için, özel güçleri yoktur, bilimsel yöntemleri ve eğitimleri vardır. Psikolog, bir insan olduğundan bütün insani özellikleri taşır. Psikolog da sinirlenebilir, üzülebilir, depresyona girebilir, isterse alkol de alabilir, takıntıları da olabilir. Psikolog olunduğunda  ‘’superman’’  olunmadığının idrak ettirilmesi  önemli bir konudur. Herkesin bir psikologa, bir psikologun da on psikologa ihtiyacı vardır belki de…

Toplumumuz da, kendinde olanı başkasında da bularak rahatlama ya da kendi özelliklerini başkalarıyla özdeşim kurarak anlamlandırma çabası da vardır. İnsanlar, bazen de bu özdeşimi psikologlarıyla kurmak isterler ve bunun için de psikologunun özel hayatı, hobisi, fobisi gibi birçok şeyi merak edebilirler çünkü, eğer danışanlarla aynı durumları yaşamamış ya da aynı özellikleri taşımıyorsanız, onları anlamanın mümkün olmadığını düşünürler. Bu yüzden kendilerini kime anlattıklarını bilmek isteyen danışanlar, anlamsız bir merak içindedir. Uzmanlaşmış bir psikologun eğitimi, deneyimi ve kısa tanışma bilgileri dışında hakkında özel bilgi vermesi önerilmez.  Psikologlar mesleği gereği, entellektüel olmali, analoji yapabilmeli, genel kültüre hakim olmali zira, her kültürden, her sosyoekonomik düzeyden, her entellektüel kapasiteden, insanlara hizmet vereceği için hepsinin yaşam tarzina hakim olması gerekmektedir. Fakat danışanların böyle bir sorumluluğu yoktur. Bunların dışında olan insani özellikleri ise, danışanlarla paylaşılmaz ve aynen danışanlar gibi sıkıntılar yaşayabilme özgürlükleri olduğu unutulmamalıdır. Çoğu insana göre psikologlarda ki özellikler, sabır taşlılığı, yardımsever olma, konuşmayan hep dinleyen, hak veren, empati kuran, hiç sinirlenmeyen, eleştirmeyen, kızmayan hatta biraz daha zorlanırsa nefes almayan bile olabilecek kriterlerdedir. Fakat psikolog olma özellikleri, bunları yaptığını sanmak kadar kolay değildir. Öncelikle bilmemiz gereken psikolojinin ,  ‘’insanı anlamak’’ kadar sığ olmadığı ve psikologların ‘’anlıyorum’’ demelerinden ibaret olmadığıdır. Analiz edilen, anlanmaya çalışılan şey ise, ‘’o insanın’’ spesifikleri değil, kendimizle ya da başkalarıyla ‘’aynı olmayışını anlamaktır.’’ Bu yüzden bir psikologun empati yapması ya da iyi bir gözlemci olması gerekir fakat,  bunlar yetmez. Hangi olgunun ne zaman ortaya çıktığı, neden ve nasıl olduğu, nesnel bir zeminde, tutarlı hipotezlerle desteklemesi gerekmektedir. İnsanların, insan olma durumlarını anlamak, bu durumundan onları tanımaya çalışmak bir psikologu, psikolog yapan özelliktir. Bunu anlamak için de, insanların istedikleri, arzuları, talep ettikleri, ihtiyaçlarının neler olduğunu anlayabilirsek, o insanı anlamış oluruz. İşte yüce ayrımın, kaçırılan önemli noktası burdadır. Nelerin aykırı, nelerin ortak olduğunu anlamak ve neden aykırı durabildiklerini anlamayı merak etmek psikologun özelliği olmalıdır. Zira, psikologluk sanıldığının aksine, kimsenin özel hayatını merak eden, karşınızda sizi dizi izler gibi, elinde ki hayali çekirdeklerini çıtlatarak, merakla, eleştirmek ya da onaylamak için dinleyen bir kişi değildir. Varsa da bu halkın hayali kahramanı olan psikologtur… Kişinin, durumu ne kadar aykırı olursa olsun onu destekleyerek, uyumunu kendi insanlık durumuna uygun olan, koşula yönlendirmek ve kendilerine uygun yaşam biçimlerini bularak bunu uygulamalarına yardım etmektir, asıl mesele. Psikologlar insanlık durumu için bir şeyler yapabilmekten beslenir. Fakat yardımsever olmak psikolojik hizmet değildir. Bir psikologun merakı, söz edilen konunun, insanın hayatında neye karşılık geldiğini bulmak, bunun doğasını anlamaya çalışmaktan geçer. Gerçek psikologlar işte ozaman, bu mesleğin kahramanlarıdır…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: İçerik koruma altında.