Sağlıklı İlişki Nasıl Kurulur?
9 Eylül 2020
Psikoloji İnsanı Anlamak Kadar Sığ Değil, Psikolog Olmakta Sizi Anlıyorum Demek Değil
9 Eylül 2020

‘’BİR KADININ İKİ SEÇENEĞİ VARDIR: Ya Bir Feministtir ya da Bir Mazoşist’’

Siyasi bir terim olarak ‘’feminizm’’, bir 20. Yüzyıl buluşudur ve 1960’lardan beri günlük dilin bir parçası haline gelmiştir. Ancak hala feminizmi erkek düşmanlığı ya da kadın üstünlüğü, eşitsizlik arayışı olarak bilinmesi gerçekle uyuşmamaktadır. Modern kullanımda feminizm kadın hareketiyle ve kadının sosyal rolünü geliştirme çabasıyla ilişkilendirilir.  Dolayısıyla feminizm 2 temel inançla bağdaştırılır: Kadınlar cinsiyetleri nedeniyle dezavantajlı durumdadır; bu dezavantaj ortadan kaldırılabilir ve kaldırılmalıdır.

Kadın hareketi, seçme ve seçilme hakkının elde edilmesi, eşit eğitim almanın yerleştirilmesi ve kamusal hayatta elit konumda olan kadınların sayısındaki artıştan kürtajın yasallaşmasına, kısıtlayıcı ve alçaltıcı giyim yönetmeliklerine kadar geniş bir yelpazede hedeflere ulaşmaya çalışmıştır.

Benzer şekilde feministler, devrimci ve reformcu siyasi stratejiler benimsemişler, feminist teori ise zaman içinde farklı siyasi gelenek ve değerlere yönelmiştir. 1960’lara kadar toplumsal cinsiyet ayrımı, siyasi açıdan önemli bulunmamıştı. Eğer erkek ve kadınların çok farklı sosyal, ekonomik ve siyasi rolleri hiç göz önünde bulundurulmasaydı, bu roller ‘’doğal’’ bir durum ve dolayısıyla kaçınılmaz olarak görülürdü. Örneğin erkekler ve muhtemelen çoğu kadın, toplumda kadın- erkek iş bölümünün biyolojik gerçeklerden kaynaklandığını kabul ediyordu: Çocuk doğurup emzirme gerçeğinden dolayı kadınlar evcimen bir hayat tarzına uygundu, erkeklerin daha fazla fiziksel güce sahip olması nedeniyle dışarıda ve kamusal dünyada çalışması uygun görülüyordu. 19.Yüzyıl’ a kadar organize bir kadın hareketi geliştirilememişti.

Fransız Devrimi’nin temeline karşı yazılmış olan Mary Wollstonecraft’ın Vindication of the Rights of Women ( Kadın Haklarının Savunması) (1792), ilk modern feminizm metni olarak kabul edilir. Bu kitabında Wollstonecraft, İnsan Hakları Bildirgesi’ni temel almakta, görüş ve düşünceleriyle Fransız devriminin görev ve amacına hizmet etmektedir.

“Kadının ufkunu genişleterek güçlendirin aklını; körü körüne itaat sona erecektir; ancak, iktidar her zaman körü körüne itaate ihtiyaç duyduğundandır ki zorbalar ve şehvet düşkünleri, haklı olarak karanlıkta tutmaya çalışırlar kadını; çünkü bunlardan birincisinin tek istediği bir köledir, ikincisinin istediği ise elinde tutacağı bir oyuncak.”

“SAMİMİ OLARAK SÖYLÜYORUM BİR KADININ İKİ SEÇENEĞİ VARDIR. Ya bir feministtir ya da  bir mazoşist”  demiş GLORIA STEINEN.

Günümüzde hala kadına şiddet, kadını sınıflandırma, kadını  sadece anne rolüyle ön plana çıkaran ve buna hizmet eden hem erkekler hem kadınlarda var. Dolayısıyla öncelikle feminizmin toplumsal cinsiyet eşitliliğine eş olduğunu anlayarak adım atmayalız. Kadının cinsiyeti yönünden ilişkilerinde, ailesinde, mesleki yaşamında ayırt edilmesi hem kendini hem de tüm hem cinslerini etkilemektedir. Psikolojik açıdan da kendini yetersiz ve değersiz hissettirmektedir. Bunu kabul eden bir kadın ise kendine en büyük zararı verir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: İçerik koruma altında.